10 Eylül 2015 Perşembe

Sıradan Düzgün Yaşamlar



Ah şu gençler dediler yıllarca. Bizim zamanımızda böyle miydi diye başlayan cümleler kurdular. Bazen terbiyesiz olduk bazen hadsiz. Hatta tembel. Büyüklerimiz her seferinde karşımıza geçip cık cık cık dediler. Böyle olmaz. Bu gençler çok ......  Diyerek boşluğa birsürü etiket yapıştırıp bizi yaftaladılar. Okula gittik geldik zamanla ama tenefüslerde oynadığımız top bile gözlerine battı. Derken biraz daha büyüdük saçımız başımız gözlerine battı. Çünkü onların zamanında böyle değildi. Her şeyi çok iyi düşünen nüyüklerimiz değişenin sadece gençler olmadığını aynı hızda dünyanında değiştiğini yoksaydılar. Ve bizleri hakikaten gençliğimizin baharında daha ağır etiketlerle süslediler. Bizden ümitlerini çoktan kestiler. Zaten tenefüste haytalık yapan çocuklardık. Asiydik. Bunlar normal. Bizden bir baltaya sap olmazdı. 
Derken bir anda her şey biraz daha ciddileşti. Bizler bir üniversite kazanmalıydık ve bir sınava hazırlanmamızı istediler. Sonra gerçekten yarış atı gibi geçirdiğimiz yıllarımız oldu. Artık hayta değildik elimizde kitaplarımızla yürüyorduk. Ama yine beğendiremedik kendimizi. Çünkü konuşmaya kendimizi savunmaya hakkımız yoktu. Ama ile başkadığımızda cümleye, dik kafalılıkla suçlandık her seferinde ve terbiyesiz diye azarlanarak susturulduk. Sadece 5 şık vardı bizler için bir de tehlike anında kırınız yazan toplu taşıma araçları. Sadece bunları da istemediler bizden. Kahve yapmamızı, araba yıkamamızı düzgün olmamızı istediler. Sonra okulu kazandıktan sonra evlenip çoluk çocuğa karışmamızı. Düzgübn ailelerimiz olmalıydı. Sıradan hayatlarımız. Düzgün bir yaşantımız !!! Sahiden düzgün olmak ne demekti? 
Sanırım herkesin yaptığını yapmıyorsan iyi,düzgün,doğru olamıyorsun. Ama ben tüm bu koşuşturmacanın ortasında kaldığımda ilk şunu sormuştum kendime kimse sorgulamıyorsa bu yaptıklarımızı bizler doğruyu mu yapıyorduk yıllardır? 

9 Eylül 2015 Çarşamba

Acı Gerçek

Oysa her geçen gün imdat diye bağırıyordu insanlar ama imdat frenini gereksiz kullananlar cezalandırılırdı. Bu yüzden bazıları suskundu. Bazıları ise kızgın. Toplu taşıma araçlarına doluşuyordu insanlar. Birlikte taşınıyorlar ama asla konuşmuyor yalnızlıklarını bölmüyorlardı. Küçük dünyalarına ne bir şeyin girmesine ne de herhangi bir şeyin çıkmasına izin veriyorlardı. Bencillerdi aynı zamanda. Daha fazla konuşup daha fazla dinlemiyorlardı. Hatta öylesine konuşuyorlardı ki kendi gürültülerini bile bir süre sonra duymamaya başladılar. Eskiden biri konuşurken dinleyen insanoğlu artık hep birlikte konuşuyor. Ve istisnasız hiçbir zaman kimseyi dinlemiyordu. Yani bir sürü ses çıkıyordu  ama artık kimse bir şey anlamıyordu. Yalnız mutsuz ve umutsuzdu hepsi kendi kalabalıklarında. Sosyal olmak için çabaladıkça o sosyal dünyalarında hapsoluyorlardı. Şarjı bitince sanki nefesi daralıyor gibi hisseden küçük beyinler türemişti sokaklarda. Düşünmeyen sadece dayatılanı yaşayan beyincikler. 

8 Eylül 2015 Salı

Başlangıç...

Öncelikle bütün sıradanlıkların arasından herkese merhabalar 
Uzun süreli hazırlık aşamalı olan bir blog bu. Uzun süreli yalnızlık ve sabır ürünü. O yüzden aslında hedef kitlem de gül bahçesindeki papatyalar.
 Anlaşılmak değil artık derdim. Tek amacım birilerine yalnız olmadıklarını gösterebilmek. Bu yüzden aslında kişisel de değil yazdıklarım.Biraz benden biraz senden biraz o sokakta gitar çalan tuhaf çocuktan ... birazda üst katta oturan o garip teyzeden alıntılar. 
Eleştirmek ya da beğenmek zorunda da değilsiniz. Hiçbir beklentisi olmayan yazılar bunlar ama okuduktan sonra sizi bir nebze düşünmeye itebildiysem kendimi başarılı hissedebilirim.Fazla uzatmaya niyetli de değilim açıkçası sayın okuyucu. Nasılsa ben ne desem boş. Sen karar vereceksin.
Tek ricam şunu sakın unutma tüm bu okudukların mantık yürütmeyen bağnazların, yürütemeyen ahmakların yürütmekten korkan kölelerin karşısında durabilmek adına kaleme alınmış iğneleyici, acımasız ve acıklı şeyler. Ama yine de sen sakin ol. Bu yazılar da bitecek...